2 Kasım 2008 Pazar

Kendimi ararken

Şiir üçlemesinin 2. cisi, adamın benliğini yitirdiğini zannedip, kendini bulma yolculuğuna çıkmasını anlatıyor.

Benim, ben olmadığını bilmek, yaşadığım her saniye kör ediyordu beni…
Yoksa etrafı mı karanlık yapıyordu?
Artık her şey daha mı şahaneydi benim için yoksa?
Saatin olmuşken, tokan olmuşken, ayakkabının bağcığı olmuşken mutluydum ben önceleri.
Üstelik ben, ben değilken, bundan nefret etsem bile.
Ama şimdi sahte bendim.
Tek gerçeğim seni sevmekti sadece.
Ama böyle sürdüremezdim, bir an önce sıyrılmalıydım bundan.
Tek çare bu muydu yine?
Dilek dilemek miydi yoksa çözüm?
Acil çıkış kapısı nerdeydi, bir an önce kaçıp kurtulabilir miydim acaba?
Hayır, o kadar kolay olmayacaktı.
Kendimi arıyordum.
Ben, nereye kayboldun?
İlk defa başıma gelmişti, nereden bilebilirdim ki?
Ben buradayken, “ben”e ne olmuş ta burada değildi?
İçimdeydim, bakınıyorum. Hah, işte tam orada bir tane ben gördüm.
Seni buldum. Sen bensin.
Sevinçliydim, artık kendimi bulmuştum.
Ama…
Nasıl olur?
İnanamadım, sahte benimin gerçek beni de kendini arıyordu.
Sanırım onun aradığını arayıp bulsam, getirip sahte benimin gerçek benine versem, sonra onu ben yapsam, her şey son bulurdu.
Ama sanırım, onun aradığı da kendini arıyordu…
O an anladım.
Sonu olmayan bir bensizlik çukurundaydım.
Kendimi bulmak, kendimin beni bulmasını ummakla son bulacaktı.
Düşündüm de, bir dilek hakkım olsaydı ne dilerdim ki de kurtulurdum bundan?
İşte o anda, ruhumun bedenimden ayrıldığını ve bir denize süzüldüğümü fark ettim.
Hayattayken tanrı sesimi duymuş, ve bundan kurtulmam için beni tekrar bedenimden soyutlamıştı.
Artık bir dilek hakkım vardı, bundan kurtulmak, kendimi bulmak için sadece bir dilek hakkım.
İçimden bir ben ojesi olmayı diliyordu.
Hayır, o ben, ben olamazdım.
Dileğimi ojesi olmak için kullanmayacaktım, kendimi bulmamış olurdum o zaman.
Bir diğer ben en çok montu olmak istiyordu tutkuyla, sarıp sarmalar, sıcacık tutar diye düşünüyordu, ama yazı unutuyordu.
Kimisi, kalemi olsam keşke diyordu yanıp tutuşarak, bana dokunur böylece diye düşünüyordu, ama kalem tıraşı unutuyordu.
Kimisi silgisi olsam diyordu, tükenmeyi unutuyordu, kimisi kolyesi olsam diyordu…
Kimisi şapkası…
Her ben, kendisine bir dilek verilse, ayrı bir dünyada var olacaktı.
Düşündüm.
Ben, ne montun olmayı dileyecektim, ne ojen, ne silgin, ne de kalemin…
Yeteri kadar soğumuştum zaten, belki de takatim kalmamıştı.
Ben yine de gerçekten şu andaki ben olmayı dilerdim.
Kendim olmakla sensizliği göze alıyordum.
Sensizliğinle bile beni benden alabilsen de…
Diğer benlere kalsa, onlar hep seninle birlikte olmak için dilek dileyeceklerdi.
Ama ben, kendim olmayı seçmekle, sana uzak olmayı tercih ediyordum.
Böylece belki de seni sevmemem gerekse bile…
Seçimimi yapmış, ve dünyaya tekrar ben olarak gelmiştim.
Yaşamaya, kaldığım yerden devam ediyordum.
Evet, sanırım kendimi bulmuştum böylece.
Artık ben, gerçek bendim.
Kendi olmakla sana uzak kalacak olan ve buna katlanmak zorunda olan bir bendim artık.
İçinde ne umudu olan bir bendim, ne de onu besleyebilecek bir kalbi olandım artık.
Aslında artık ben…
Ne seni sevmeyen biri olmuştum, ne de seni tüm kalbiyle sevebilen biri olmuştum şimdi…

0 garibin yorumu:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu